Let’s travel together.

Dijital oyun içerikleri ve ekran zorbalığı

class=”medyanet-inline-adv”>

Günümüzde yoğun dijital temasın getirmiş olduğu sar değeri ve radyasyon etkisiyle insan vücudunun kabul edilebilir sınırların ötesine geçen etkileşim sonucu olarak, farklı mağduriyetler yaşanıyor. Bu yönde ilgili literatür çalışmaları incelendiğinde; daha çok okul çocuklarında yaygın olarak görülen dijital teknolojilerin giderek geleneksel akran zorbalığının yerini aldığı yönünde. Söz konusu bu durum, kullanım sıklığına ve maruziyet sıklığına bağlı olarak kabul edilebilirlik ve sıradanlaşırma sorunu ya da durumu yaşanırken; bireyin eylem ve tutumlarında tekrarlayan sıklıkla başkalarına zarar verme, tecrit etme, dijital mecralar üzerinden alaycı üslup ve söylemler şeklinde kendini gösterir.

DİJİTAL ŞİDDET 7-14 YAŞ GRUBUNDA DAHA ETKİLİ
Dijital mecralarda meydana gelen zorbalık ve şiddet konusunda birçok araştırma yapıldı. Araştırma sonuçlarına göre; dijital şiddet ve içerikleri 7-14 yaş arasındaki çocuklar üzerinde daha etkili bir şekilde kendini ve varlığını hissettiriyor. Diğer bir ifadeyle ilkokul düzeyinde ağırlıklı olmakla beraber çocuklarda şiddet görülme olasılığı yüzde 15 ila yüzde 72 gibi bir oranla seyrederken, Türkiye ölçekte bu oranın yüzde 30’lar civarında olduğu biliniyor.
Siber zorbalığın meydana gelmiş olduğu dijital mecralar, bu şiddeti uygulayan kişileri cesaretlendiriyor. Zira isimsiz ya da görülme olasılığının olmaması ya da düşük olması, kullanılan materyallerin yaygınlaşabilme ve edilme kolaylığıyla bu şiddetin yaygınlığını artırmaya fırsat veriyor.
Dünyada ve ülkemizde bu şiddete dönük müdahale, hukuki düzen noktasında maalesef yetersizlikler söz konusu. Buna göre siber zorbalığın ya da şiddetin önlenmesine dönük herhangi bir hukuki düzenleme ya da kapsayıcı bir yasa söz konusu değil. Bu bağlamda son yapılan düzenlemeyle dijital mecralarda, manipülasyon, dezenformasyon veya itibar suikastlarına dönük olarak yasa Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylandı. Bununla beraber uygulamalarda (5651 sayılı İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi) ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele hakkında kanunun 23.5.2007 tarihinde ilgili maddelerin Türk ceza kanunu ile ilişkilendirildiği bilinmektedir. (TCK, 2004).

class=”medyanet-inline-adv”>

BAŞLICA TEHLİKELER NELERDİR?
Dijital mecra ya da nesnelerin, sunduğu imkanlar kadar daha fazla tehdit ve tehlikeleri de beraberinde getirdiği aşikardır. Bu tehlikelerin başında dijital bağımlılık, oyun bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, e-skor ve kumar bağımlılığı gibi bağımlılıklar geliyor.

class=”medyanet-inline-adv”>

Yukarda söylediğimiz bağımlılıkların yanı sıra son yıllarda gelişen, siber mağduriyet ve buna bağlı zorbalık, akranlar arasında baskılama, tehdit, şantaj, küfür, hakaret, hipnotik telkin ya da söylemlerle harekete geçirilen davranışlar gibi yeni ama zorbalığa evrilmiş durumları da görüyoruz.

Ülkemizde dijital nesne kullanım sıklığının gençlerde yaygınlaşması, özellikle okul döneminde daha çok akran ve arkadaş zorbalığına maruziyet yaşanmasını hızlandırdı. Yaklaşık her dört çocuktan bir tanesi siber zorbalığa, dijital akran arkadaşlığı eşliğinde şiddete maruz kalıyor. Bu oran yaklaşık yüzde 30’lara tekamül ediyor. Dijital mecralarda siber şiddete maruz kalan çocukların, büyük bir çoğunluğu e-mail, fotoğraf, cep telefonu aracılığıyla görüntü ya da ses paylaşımı şeklindeki suistimalleri içerir. Bu görüntüler içerisinde istisna olmakla beraber pornografi, müstehcen içerikler ve görseller yer alıyor. Bu paylaşımlara bağlı olarak birey de öz benlik zedelenmesi ve yıkımı meydana gelirken, söz konusu maruziyetle düşük akademik başarı, okuldan uzaklaşma isteği, fiziksel ya da sözlü şiddet eğilimi, intihar veya sosyal çöküntüye bağlı geri çekilmeler söz konusu olabilir. O bu mağduriyetler sonucunda çocuklarda daha çok psikosomatik rahatsızlıklar, depresyon, kaygı bozuklukları, yalnızlık duygusu, düşük benlik saygısı gibi olumsuzluklar yaşanırken; diğer taraftan da bu olumsuzlukların dışarda madde kullanımı gibi baskılama araçlarıyla sözde olumsuzluklardan kaçışlar sergileniyor.

class=”medyanet-inline-adv”>

SİBER ŞİDDETE MARUZ KALIYORLAR
Çocuk ve ergenlerde dijital şiddet ve mağduriyeti pekiştiren ilişkisel durumlara bakıldığında; birinci sırada dijital nesne karşısında geçirilen süre görülüyor. Diğer bir ifadeyle; dijital nesne karşısında geçirilen süre ne kadar fazla olursa bu mecraları içerisinden gelecek şiddet ve mağduriyet de rastlama oranı da o kadar artıyor.Bu bağlamda yapılan birçok araştırma göstermiştir ki; günlük 2 saatin üzerinde dijital nesneyle temas halinde olan çocukların daha çok siber şiddete maruz kaldığı sonucuna ulaşıldı.

Dijital mecralarda meydana gelen şiddet ve sağlıksız iletişimin getirmiş olduğu sorunlara karşı anne ve babaların bilinçlenmesi elzem görülüyor. Buna göre; ebeveynler, herhangi bir siber ya da dijital mecralarda zorbalık söz konusu olduğunda; sonucun ister maruziyet ya da mağduriyet, ister zorbalığı uygulayan çocuğun annesi ya da babası olalım, her iki halde de var olan sonuçtan maalesef biz aileler sorumluyuz. Çocuğumuzun bir başka çocuğa zorbalık uyguladığını görüyor ve gerekli müdahaleleri yapmıyor, veya çocuğumuzun maruz kalmış olduğu zorbalık karşısında neler yapabileceğimizi, çocuğun geçmiş yaşantısında hangi yoksunluk arızalarını oluşturduğumuza dair kendimizi sorgulamamız gerekiyor.

class=”medyanet-inline-adv”>

DUYGUSAL AÇLIK DİJİTAL MECRADA ARANIYOR
Yukarda söylenenlerin ışığında çocukların, özellikle bebeklik döneminde anneyle kurulan duygusal güvenli ilişkilerin ilerleyen yaşlarda önemini ortaya koyuyor. Diğer bir ifadeyle; bu çocukların duygusal ve sevgi ihtiyacını yeterince tatmin edememesinden kaynaklı açlıklarının dijital mecralar üzerinden tatmin edilmeye çalışılmasına bağlı olarak bir takım tehdit ve şantajlara maruz kaldığı biliniyor. Kendi ailesi ile karşılayamadıkları sevgi ve ilgi ihtiyacını giderek internet üzerinden değerlilik hissini doğurmaya dönük davranışlarda sapma görülüyor. Buna göre aileden alınan sevginin az veya yetersiz olmasıyla beraber siber zorbalığa mağduriyetin adaylığı ilan edilebilir. Aile desteğiyle siber mağduriyet arasında ters yönlü bir ilişkinin olduğunu söyleyebiliriz. Çocukların veya gençlerin okul ortamında öğretmenlerinden, arkadaşlarından ve aileden aldıkları olumlu ve kabul edilebilir destekleyici yaklaşımlarla siber zorbalık mağduriyetini daha hafif atlattıkları yönünde çalışmalara da rastlandı.

class=”medyanet-inline-adv”>

Dijital mecralarda mağduriyet yaşamış kişilerin, geleceğe dönük inançlarında, hayata iyimser bakışlarında, başkalarına destek olma ya da destek alma duygusunda olumsuz ve güvensiz bir algı oluşturduğu biliniyor. Bununla beraber çocukluk döneminde sağlıklı güven bağları oluşturmuş, aile ortamında yetişen özgüveni yüksek, dışa dönük çocuklarda siber zorbalığa maruz kalma ve bu sonuçtan etkilenme oranının diğerlerine göre daha düşük seviyede oluoyor. Ülkemizde yapılan bir çalışmaya göre; siber zorbalığa maruz kalan veya siber zorbalık uygulayan çocuklarda; barışçıl davranış, dostluk ve güven ilişkisi, karşılıklı saygı ve hoşgörü, ahlaki değerler gibi insani özellikler yönünden yetersiz ya da arızalı kimlikler olduğu yönünde sonuçlara ulaşıldı. Bu konuyla ilgili yurtdışında yapılan bir çalışmada ise; siber zorbalığa maruz kalan çocukların kişilik ve karakteristik özellikleriyle doğru orantılı olduğu, bu çocukların sorumluluk ve duygusal yönden olgunlaşmış olmaları halinde daha az siber mağduriyet ya da maruziyet yaşadıkları yönünde sonuçlara ulaşılmıştır.

DİJİTAL SALDIRGANLIK CESARETLENDİRİLMEMELİ
Dijital mecralarda meydana gelen siber şiddet ya da zorbalık şeklinde ifade edeceğimiz davranışsal bozukluğun; bir gruba karşı yapılan kasıtlı ve tekrarlı zarar verme, rencide etme, kişilik ve benliğini zedeleyici yazılı ve sözlü ya da görsel tutum ve davranışlar sergileme şeklinde oluyor. Dijital mecralar üzerinden meydana gelen saldırganlığın kişiye özgü değişmekle birlikte, istediği sayıda istediği kişiye ve zaman sınırlaması olmaksızın gerçekleştirilmesi insanları bu yönde cesaretlendiriyor. Özellikle çocuk yaşta adabı muaşeret kurallarından uzak, yaşam deneyimi ve hayat koşulları hakkında yeterli tecrübe ve birikime sahip olmayan çocukların sorumsuzca, fütursuzca ve in formal şekilde gerçekleştirebileceği saldırıya dönüşüyor.
Günümüz şartlarında sosyal medya kullanımında dünyada birinci sıraları işgal eden ülkemiz gençliği, özellikle TikTok ve Instagram üzerinde yoğunlaştırılmış paylaşımlar sergiliyorlar. Söz konusu bu durum, gençler arasında giderek bir sorun haline dönüşüyor ve telafisi zor riskleri davetiye çıkarıyor.
Genç ve çocukların, siber zorbalık sonrası yaşamış olduğu mağduriyet veya maruziyet onların hayat akışını kökten değiştirebilmekte, içinde bulunduğu topluma adaptasyon sorunu haline dönüşebiliyor

CEP TELEFONU FAKTÖRÜNE DİKKAT!
Cep telefonları hayatımıza girdikten sonra, özellikle dezavantajlı grup olarak niteleyebileceğimiz; duygusal, bilişsel ve bedensel yönden yetersiz ya da az gelişmiş çocuk ve gençlerimiz üzerinde rahatta yetişkinler üzerinde bir zafiyet oluşturarak dijital nesnelerin içeriklerine karşı bireyleri adeta çekerek onlar üzerinde bir ipotekleme oluşturulyor. O işte bu noktada cep telefonlarının amacının dışında kullanılması özellikle çocuk ve genç yaştaki bireylerin günlük zaman akışını bozacak nitelikte. Bu bağlamda; bireyin kendi kendisine uyguladığı bir şiddet figürü olarak dijital bağımlılık ve dijital nesne kullanım bozukluğuna bağlı yeni bir davranış sorunuyla karşı karşıyayız. O söz konusu bu davranışsal sapma, bireyin kendi kendine uyguladığı bir zorbalık şekli ve formuyla karşımıza çıkıyor. Davranışsal bir bozukluk olan bağımlılığın şiddete evrilmesi; bireyin haz duyguları eşliğinde elde edemediği kazanımlar durumunda ya da beklentilerinin gerçekleşmemesi halinde bir yoksunluk sendromuna dönüşerek acı çekmesine, kendini kaybetmesi ve hırçınlaşmasına sebebiyet veriyor. Başlangıçta bu şekilde sirayet eden dijitalleşmenin yan etkilerinden olan dijital nesne kullanım bozukluğu ya da davranışsal bir bağımlılık olarak ifade edebileceğimiz bu durum süreç içerisinde arkadaş grubunun da dahil olduğu bir takım etkileşimli oyunlar ve dijital mecrada gerçekleşen paylaşımlar eşliğinde yeniden bir siber baskı ortamına dönüşüyor ve çocuğun kendini yönetme noktasında başarısını engelliyor. Buna göre; ilk dijital siber zorbalık şekli çocukların telefon değiştirme sıklığı ve marka yarışı üzerinden kişilik ispatına evrilen bir süreç söz konusudur. Diğer bir söylemle; çocukların arkadaşlarının yeni model telefon almasıyla başlayan, kendilerinin ekonomik ya da ailenin isteğinin ya da onayının olmamasından kaynaklı telefon edinememe durumu bir yoksunluk sendromuna dönüşmekte, kimlik sorununa meydan veriyor.

YAŞANANLARIN SONUÇLARI NE OLUYOR?
Siber maruziyet yaşayan çocuklarda hangi sonuçlar görülmektedir:
Siber zorbalığa maruz kalan çocuklarda daha çok duygusal problemler görülüyor. Bu problemlere bağlı olarak incinmişlik, öfke duygusu, utanç veya korku şeklinde duygulara yoğunlaştıkları biliniyor. Bu çocukların akademik başarısında özgüvene dayalı eksiklik ve kaygı bozukluğunun getirmiş olduğu bir sonuç olarak düşüklük görürken, okula devamsızlık veya okuldan kaçma duygusunda artış, benlik saygısındaki düşüşe bağlı olarak utanç veya ağır depresyona bağlı intihar eğilimleri gibi ciddi sorunlar ya da sonuçlara rastlanabiliyor.
Sonuç olarak;

– Ailelerin çocukların dijital temas sürelerine ilişkin farkındalık geliştirmeleri, internet kullanımı ve içerik sürelerini kontrol etmeleri,

– Çocuk ve ergen ebeveynlerinin çocuklarının duygusal ve sosyal ihtiyaçlarının ne olduğu yönünde bilinçli davranmaları ve birlikte etkinlikler gerçekleştirmeleri,

– Güvenli internet kullanımı ve adabı muaşeret kuralları ile hareket edebilmeleri için hem kendilerini hem de çocukları bu yönde eğitmeleri,

– Çocukların ve ailelerin kendilerini ruhsal yönden rahatlatabilecek fiziksel aktivitelere ağırlık vermeleri ve bu yönde ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli tedbirlerin alınması,

– Çocuk ve gençlerin bilişsel ve duygusal hassasiyetleri öngörüsüyle algılama eşiklerinin tespit edilmesi ve bu çizgide yönlendirme yapılması,

– Ergenlerin ya da çocukların kişilik özelliklerinin, bireysel uyum becerilerinin, zarflarının veya güçlü yanlarını tespit edilerek bu yönde dijital temas alışkanlıklarıyla paralel gelişebilecek uygulamaları ve içerikleri ile tanıştırmaları gerekir.

– Çocuğun maruz kalmış olduğu şiddet ve mağduriyet noktasında, çocuğu değil davranışları yargılamak, davranışları üzerinde mantıklı çözüm önerileri sunmak, bununla ilgili kural ve kaideleri çocukla birlikte harekete geçirmek gerekir.

– Çocuğumuzun temas halinde olmuş olduğu şiddet içerikli oyunların süresi ve vermiş olduğu mesajlarla ilgili bilinçli davranılması,

– Çocuklarımıza doğru rol model olma, dijital teknolojileri hangi sıklıkla ve ne şekilde kullanılacağına dair örnek davranışları farkındalık oluşturacak şekilde sunma,

– Çocuğumuz da insani özelliklerin özellikle empati, sempati, merhamet ve şefkat duygularının gelişmesi için sevgi, saygı ve paylaşım esaslı yardımseverlik gibi değerleri içselleştirmesine zemin hazırlayacak fırsatlar sunulmalı,

– Çocuklarımızla kaliteli zaman geçirme, sorumluluk verme, problem çözme becerisi ve güçlüklerle mücadele edebilme, kendini ifade edebilme, düşünsel anlamda eleştirel ya da sorgulayıcı düşüncelerle maruz kalmış olduğu içeriklere karşı bilinçli ve tutarlı bir o kadarda duyarlı davranmalarına fırsat verecek güvenli temasları veya alışkanlıkları edindirme,

– Aile bireyleri arasında güvenli ilişkiler tesis etme, geleneksel örf adet ve değerlerin çocukla içselleştirmesi için sevgi ve saygı temelli pratikleri aile içerisinde hayata geçirme,

– Son olarak; sonucu her ne olursa olsun, çocuğun güvenli bir şekilde korkmadan ailesiyle paylaşabileceği aile içi pozitif psikolojik iklimi ve iletişim kanallarını tesis etmek gerekir.

PROF. DR. TUNCAY DİLCİ KİMDİR?
1970 yılında Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde dünyaya geldi. İlk orta ve lise öğrenimini Kayseri’de tamamladı. 1990 yılında başladığı lisans öğrenimini Dicle Üniversitesi ve Ondokuzmayıs üniversitelerinde 1994 yılında tamamladı. Aynı yıl Milli Eğitim Bakanlığı’nda başladığı öğretmenlik görevini Şırnak ve Malatya illerinde sınıf öğretmeni ve beden eğitimi öğretmeni olarak sürdürdü. 2001 – 2002 yıllarında Fırat Üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü eğitim yönetimi ve teftiş alanında yüksek lisans, yine aynı üniversitede eğitim programları ve öğretimi ana bilim dalında doktora derecesini aldı. Dilci, Gaziantep Üniversitesi, Kilis 7 Aralık Üniversitesi ve Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakülteleri’nde çalışırken; bu çalışmalarının yanı sıra, emniyet Genel müdürlüğü personeline suç piskolojisi ve davranış analizi üzerine çalışmalarıyla katkıda bulundu. ASELSAN, ASPİLSAN, Maliye Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bulunan bir çok okul ve personele konferans ve danışmanlıklar gerçekleştirdi. Uluslararası Psikologlar Derneği ile işbirliği halinde çocuklarda davranış bozukluğu, ileri iletişim teknikleri, hipnotik tekniklerle bilinçaltı analiz, aile danışmanlığı ve benzeri alanlarda kişisel gelişim eğitimleri vererek son on yılı içerisinde yaklaşık 400 bin aile ve eğitimciye seminerler vermiştir. Çocuklarda öğrenme güçlüğü ve davranış bozuklukları üzerine akademik çalışmalarını doçentlik düzeyinde sürdürmüş, dünyada ilk olarak bilinen bilinçaltı yapay zeka algoritmik sistemle çalışan bilinçaltı ölçerin mucidi ve geliştiricisidir. Dijital yaşam üzerine yaptığı çalışmaları sadece ülkemizde değil uluslararası birçok platformda da kabul görmüştür. Gazi Üniversitesi merkezli oluşturduğu kısa adı DİYAM olan Dijital Yaşam Araştırma Merkezi’nin de kurucusudur.

Yoruma kapalı.

Bebek Bakıcısı - Omegle - Sohbet Odaları - Omegla - Görüntülü Sohbet -
uaeupdates.com deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu radabet giriş Puff langstoninstitute.org gaziantep bayan escort antep escort